Toplumun Çürüyen Pusulası, Dijital Cinnet
Son 48 saat içinde Şanlıurfa’nın Siverek ilçesi ve Kahramanmaraş’tan gelen haberler, sadece birer asayiş vakası değil; insanın kanını donduran cinsten ve bir toplumun geleceğinin, yani çocuklarımızın kalbinde açılan derin bir yaradır. Önce Siverek’te bir lisede 16 yaralı, ardından Kahramanmaraş’ta bir ortaokulda, biri öğretmen olmak üzere 9 can kaybı… Rakamlar büyüdükçe acı katlanıyor; ancak asıl dehşet verici olan, 14 yaşındaki bir çocuğun sırt çantasında beş silahla, en savunmasız yaştaki çocukların sınıfına girip “katliam” yapabilmesidir.
Asıl kalbimi derinden sarsan soru şu:
“Çocuklarımızı hangi ara kaybettik?”
Kahramanmaraş’ta öğrencilerin kurşunlardan kaçmak için pencerelerden atladığı o görüntüler, hafızalarımızdan silinmeyecek bir “can pazarı” belgesidir. Bakanların bölgeye gitmesi, müfettişlerin görevlendirilmesi elbette önemlidir; ancak bu noktada sormamız gereken yakıcı sorular var: Bir çocuk, babasına ait olduğu belirtilen bu kadar silahı eve nasıl sığdırdı? O silahlar okula nasıl girdi? Okullarımızdaki güvenlik duvarları ne zaman bu kadar şeffaflaştı?
Siverek’te yöneticilerin görevden alınması bir idari adımdır; ancak çözüm sadece koltuk değişiminde değil, okulların “kartlı giriş”, “gelişmiş kamera sistemleri” ve en önemlisi “okul polisi” gibi somut güvenlik tedbirleriyle gerçek birer kaleye dönüştürülmesindedir.
Sanal Bataklık ve C31K Dehşeti
Olayın bir diğer karanlık yüzü ise dijital mecralarda boy gösteriyor. Telegram ve Discord gibi platformlarda “C31K” adıyla anılan ve şiddeti öven grupların bu katliamları teşvik etmesi, siber güvenliğin de fiziksel güvenlik kadar hayati olduğunu kanıtlıyor. Çocuklarımızı ekran başında yalnız bıraktığımızda, onları sadece oyunlarla değil; nefret ve suça teşvik eden karanlık birer ideolojiyle baş başa bırakıyoruz. Emniyetin 591 hesap hakkında işlem başlatması yerindedir; ancak bu bataklığı kurutmak için “sanal devriye” faaliyetlerinin çok daha köklü hâle gelmesi şarttır.
Şimdi Soruyorum: Zeki Nesiller mi, Ahlaklı Bireyler mi?
Psikologların ve eğitimcilerin sıkça vurguladığı o acı gerçeği şimdi “şapkayı önümüze koyup” düşünme vaktidir. Biz çocuklarımıza matematik problemleri çözdürürken, “başkasına zarar vermeme” iradesini, yani vicdanı öğretmeyi unuttuk mu? Akademik başarı bir çocuğa meslek kazandırır; ancak ahlaki başarı ona karakter kazandırır. Bugün yaşadığımız sorunların temelinde bilgi eksikliği değil, ahlaki pusula kaybı yatmaktadır.
Bir çocuk sınavdan 100 alabilir; ama arkadaşını dışlıyorsa, yalan söylüyorsa veya eline aldığı silahla bir sınıfı tarayabiliyorsa, o çocuğun karnesindeki “insanlık” notu sıfırdır.
Sonuç Olarak…
Eğitim ailede başlar. Biz ebeveynler olarak nasıl birer rol modeliz? Mahremiyetin sosyal medyada içerik hâline getirildiği, empatinin yerini “merak kültürü”nün aldığı bir iklimde, çocukların bu kadar öfkeli ve hoyrat büyümesi tesadüf değildir.
Şimdi her bir anne ve baba kendine şu soruyu sormalı:
“İnsani değerlerim, empati yetim, vicdan ve merhamet ortalamam kaç?”
Okullara daha fazla polis, daha fazla PDR uzmanı ve daha sıkı denetim şart; ancak toplumun ruhunu iyileştirmeden, sadece binaları koruyarak bu şiddet sarmalından kurtulmamız mümkün görünmüyor. Unutmayalım; toplumu kurtaran sadece zeki insanlar değil, vicdan sahibi, dürüst ve ahlaklı bireylerdir.
Bugün o pencerelerden atlayan çocuklar, sadece kurşunlardan değil; bizim onlara sunduğumuz bu güvensiz dünyadan da kaçmaya çalışıyorlardı.
Yani demem o ki; pencereden atlayan sadece çocuklar değil, geleceğimizdi!




