Güveninizi Bir Gerçek Sandığınız Duygusal Avcı Narsistin Sosyal Medya Tuzağı
Sohbet ettiğiniz kişi, sizin bir yansımanız mı, yoksa sizi yok eden bir ayna mı?
Hiç, karşınızdaki insanın tam size göre olduğunu düşündüğünüz anları hatırlıyor musunuz? Aynı filmleri seviyor, aynı kitaplardan etkileniyor, hatta aynı cümleleri kuruyorsunuz aynı düşünceleri dillendiriyorsunuzdur. Bu durum size bir “ruh eşi” veya “anlaşılmış hissi” verir.
Peki ya bu durum, bir “tesadüf” değil de kasıtlı bir “avlanma stratejisi” olsaydı?
Ya tüm bu benzerlikler, içinizdeki en hassas noktaları tespit edip onları kendi çıkarları için birer silaha dönüştürecek bir duygusal yırtıcının kurduğu sinsice bir ağ olsaydı?
Bu sorular, özellikle sosyal medyanın hayatımızın merkezine oturduğu bu çağda, artık birer paranoiadan çıkıp klinik bir gerçekliğe dönüşmüştür. Maskesini düşüren bir narsistin itirafları, bu karanlık dünyanın perdesini aralıyor. Bugün, o perdeyi tamamen kaldırıyor ve “güven” oyuncağının aslında nasıl bir imha silahına dönüştüğünü gözler önüne sereceğiz.
Narsisistik kişilik bozukluğu (NPD) olan bireyler için sosyal medya, bir iletişim aracından çok daha fazlasıdır. Burası, maskelerin takıldığı, kimliklerin kopyalandığı ve kurbanların adeta bir “hedef” olarak işaretlendiği bir av sahasıdır.
Dikkat edin, bu kişiler sizinle aynı fikirdeymiş gibi görünmekte ustadırlar. Paylaştıkları alıntılar, beğendikleri gönderiler, sizin değerlerinizin bir kopyası gibidir. Bu bir iltifat değil, bir taktiktir.
Onlar, “Popüler dünyaya hoş gelmiş” olmanın verdiği yüzeysel güvenle, sizin derinliklerinizi taklit ederler.
Unutmayın! Bir narsist, sizin gibi düşündüğünü ima ederek aslında sizin düşünce dünyanızı ele geçirir. Bu, kurbanı kendine bağımlı kılan en güçlü psikolojik büyülerden biridir. Çünkü insan, kendini anlayan birini kaybetmekten en çok korkar.
“Güven en sevdiğim oyuncağım oldu hep; bana güvendiğinizi hissettiğim anda sizi istediğim gibi yönetebileceğimi, özgüveninizi sarsabileceğimi, bana karşı olan tüm duygularınızı çıkarlarım için kullanabileceğimi biliyordum.” Der narsist…
Bu cümle, narsisizmin özüdür. Güven, bir bağ kurma aracı değil, bir kontrol mekanizmasıdır. Siz “Sana güveniyorum” dediğiniz anda, o “Onu artık yönetebilirim” der.
Peki, bu kadar kusursuz bir manipülatör olan bir insanın iç dünyasında aslında ne olur?
Ünlü psikiyatrist Dr. Craig Malkin, “Narsisizmin Paradoksu” adlı eserinde, sağlıklı narsisizm ile patolojik narsisizm arasındaki farkı inceler. Patolojik narsistin dışarıya yansıttığı “mükemmel ve güçlü” imajın, içerideki derin bir “yetersizlik ve değersizlik” çukurunu kapattığını söyler.
Bu kişi, aslında hiç büyümemiş, incinmiş, terk edilmiş ve kendisine rol model bulamamış bir çocuktur. Şu sözler, bir narsistin nadir görülen, korkunç ama samimi bir itirafıdır:
“Hiçbir zaman hislerimle yüzleşemedim, bu durum hep bana acı verdi. … Yetiştiğim ortamda hassas bir insan olmak, başkalarının hislerine değer vermek… bir zayıflık göstergesiydi. Hayatta kalabilmek için bir seçim yapmalıydım.”
İşte bu noktada, narsist “ya hassas olup ezilmek” ya da “duygularını öldürüp ezen taraf olmak” arasında bir seçim yapar. Maalesef çoğu, ikincisini seçer. Ancak bu tercih, onları asla gerçek bir güce taşımaz; aksine, tüm yaşamları boyunca bir boşluğu kapatmak için sürekli övgüye, hayranlığa ve kurbanlara muhtaç hale getirir.
Narsistin en korkunç silahı “yansıtmadır” (projection). Kendi kusurlarını, kıskançlıklarını ve başarısızlıklarını görmez. Onun yerine, tüm bu çirkin duyguları bir ayna gibi size yansıtır. Narsist bunu şu sözlerle itiraf eder:
“…her ne kadar istesem de gerçekte bir türlü sahip olamadığım kusursuz dünyamda oluşan tüm olumsuzlukları en büyük silahım yansıtmayla size çevirdim.”
Peki bu pratikte nasıl görünür?
Sizin saygılı duruşunuzu, sizi “üstün görmesi” için bir fırsata çevirir. Siz “saygı duyuyorum” dersiniz, o “Benden aşağısın” diye algılar. Sessiz kalmanızı zayıflık, tepki vermenizi ise “drama” olarak etiketler.
Dikkat edin! Narsist, kendisini “yazar” ilan eder ama bilgi hırsızlığıyla ün devşirir. Kendisini “güçlü” sanır ama her fırsatta “ben” diyerek ne kadar yetersiz olduğunu ilan eder.
Dr. Kernberg ve Dr. Kohut gibi psikanaliz efsanelerinin ortak kanısına göre, narsisistik kişilik bozukluğunun tedavisi son derece zordur. Çünkü narsist, kendinde bir sorun olduğunu kabul etmez. Ona göre tüm problemler başkalarındadır. Ve şu sözleri itiraf eder:
“Değişmemi beklemeyin, asla değişmeyeceğimi biliyorum. Ve eğer kendinize değer veriyorsanız benim küçük oyunlarımla yaşamınızı harcamaktan bir an önce vazgeçin.”
Bu, altın değerinde bir uyarıdır. Bir narsist sevgi sunmaz; sevgiyi taklit eder. Kurbanın hassas noktalarını tespit edip onları birer “satranç tahtası”na çevirir. Siz “en hassas yerlerimden vurdun” dersiniz, o bunu bir başarı rozeti olarak görür.
Bu nedenle “Bir gün aynada size bakan yüzü tanımakta zorlanacaksınız” uyarısı, en trajik ve gerçekçi kehanettir. Uzun süreli narsistik istismar, kurbanın kimlik duygusunu parçalar. Artık siz, siz olmaktan çıkıp, o boşluklarını doldurmak için kullanılan bir “nesne” haline gelirsiniz.
Şu çarpıcı itirafı aklınıza kazıyın!
Asla bir narsiste aşık olmayın…
Evrenin en masum duygusu olan aşk, bir narsistin elinde en yıkıcı silaha dönüşür. Onun aşkı, size sunduğu “anlaşılma” yanılsamasıdır. Onun ilgisi, sizin enerjinizle beslenme çabasıdır. Onun bağlılığı, siz artık tükenene kadar sürecek bir vampirliğin adıdır.
Kendinize şu soruları sorun!
Sizi gerçekten dinliyor mu, yoksa sıradaki “ben” diyeceği anı mı bekliyor?
Başarılarınızda size gerçekten seviniyor mu, yoksa kıskançlığını bastırmak için sizi mükemmelmiş gibi gösterip sonra bir köşeden sabote mi ediyor?
Onun yanında kendiniz olmaktan gurur mu duyuyorsunuz, yoksa sürekli bir kabuğa çekilme ihtiyacı mı hissediyorsunuz?
Eğer cevaplar sizi tedirgin ediyorsa, bilin ki narsist size şu sözlerle sesleniyor: “Kendinizi terk etmektense bir an önce beni terk edin.”
Unutmayın, sizin itibarınızı yerle bir edip üstünüzden prim elde eden birinin gözünde, asla sevgiyi hak eden bir “insan” değil, kullanılıp atılacak bir “oyuncak”tan başka bir şey değilsiniz.
Ve en büyük intikam, onun oyuncağı olmayı reddetmek, maskesini düşürmek ve kendi aynanızda kendinize yeniden ve sıkı sıkıya tutunmaktır.
Siz değerlisiniz, siz tam ve yeterlisiniz. Sakın o boşluğun kurbanı olmayın!




