GÖKTEKİ YILDIZ OLMAK

GÖKTEKİ YILDIZ OLMAK

Alemlerin Rabbi olan Allaha hamd olsun. Alemlere hidayet kaynağı olarak, kuranı gönderen Rabbimize hamd olsun. Aleme imanı ve kuranı öğretmek için, iki cihan serveri h.z Muhammedi gönderen Allaha hamd olsun. Bizi iman gibi büyük bir nimetle tanıştıran, Alemlerin yegane sahibi Allaha hamd olsun. Alemlere rahmet olarak gönderilen nebiye, salat ve selam olsun. Bize hakikati sözle değil, öz ile yaşayarak öğreten en büyük muallime, salat ve selam olsun. 23 yıllık gibi kısa bir zaman zarfında, nasıl kuran cemaati olur, bunu bize gösteren efendimize salat ve selam olsun. O nebinin ellerinde yetişen, gökteki yıldızlar gibi olan, ve bize kuran nasıl hayata intikal ettirilir, bunu bize gösteren bütün adını bilip bilmediğimiz sahabi efendilerimize selam olsun. Kıymetli okuyucularım! Gökteki yıldız olmak y ada olabilmek çok zor bir şey. Gökteki yıldız olabilmek için büyük bir imana ve büyük bir aşka sahip olmak gerekir. Pe ki hiç gökteki yıldız olan Müslümanlar var mı? Ben bu zamanı, yani beton çağı diye adlandırdığım bu asrı bilmem ama, 7. Asırda yaşayan yiğitlerin gökteki yıldız olduğunu çok iyi bilirim. 7. Asır, Asrı saadetti. Asrı, saadet olduğu gibi, Aslıda saadetti. Efendimizin ellerinde yetişen o bahtiyarla topluluğu, gökteki yıldız olabilme şerefini elde ettiler. Hem de efendimiz bu şerefi onlara verdi. Efendimiz onlar hakkında; Benim Ashabım gökteki yıldızlar gibidirler. Onlardan herhangi birisini takip edenler, yolunu kaybetmezler, dedi. Onlar öyle büyük bir hayatın sahibi olmuşlardı ki, gökteki yıldızlar bile onları kıskanıyorlardı. Onlar imanlarıyla ve imanları uğruna ödemiş oldukları bedellerle o büyük hayatların sahibi olabilmişlerdi. İman büyük bir nimetti. İşte o nimetin idrakine varıp, o nimet uğruna ter dökenler, gökteki yıldız olma şerefini kazandılar. İman bedel isterdi. Hiç bedelsiz ve ıspatsız bir şeyin, değeri olur mu? Birisini seviyorsanız ilk önce sevginizi ıspat etmelisiniz. İşte o sevginin ıspatı bedeldir, fedakarlıktır. Ashabı kiram efendilerimiz bu bedeli en yüksek düzeyde ödediler. Urfalı hemşerimiz olan İbn-i teymiyye, onların gökteki yıldız olmalarını, büyük imanlarına bağlar ve imanları uğruna ödedikleri bedelleri şöyle sıralar; birincisi alından akıtılan ter. İkincisi gözden akıtılan yaş. Üçüncüsü ise, yeri ve zamanı geldiğinde bedenden akıtılan kandır. Sahabi efendilerimizin bu üç damlayı da akıttılar. İma uğruna ödenilecek en büyük bedel bu üç damladır. Gökteki yıldız olan musab ibni umeyrin şahsiyeti üzerinden bu üç damlanın nasıl akıtıldığını görelim. Kendisi çok büyük bir sahabedir. Efendimiz ona hayırlı musab anlamında olan, musabul hayr lakabını vermiştir. Musab zengin bir ailenin çocuğudur. Mekke de parmakla gösterilen bir şahsiyettir. Habbab ibni eret onu imana taşır. İman ettikten sonra yerinde duramaz ve imanı uğruna bedel ödemeye başlar. İman ucuz bir şey değildir. Musab ucuz olmadığını bildiği için kendisine yapılacak olanları göze alır. Annesi onu iman ettiğini duyunca, ona çok kızar ve onu tehdit etmeye başlar. İlk önce onu evlatlıktan reddetmekle tehdit eder. Bu tehditin bir işe yaramadığını görünce, onu evde bir odaya hapseder. Günlerce aç ve susuz bırakır. Musab kesinlikle geri adım atmaz. İmanında zerre kadar bir eksilme olmaz. Tam aksine bu işkenceler, onun imanını daha da kuvvetlendirir. Annesi bakar ki musab da bir değişim, bir geriye dönüş yok, bu sefer kalkar musabı evden kovar. Musab evinden dışarı atılır. Artık sığınacak bir evi yoktur. Habeşistana kutlu bir kafile ile kutlu bir yolculuğa çıkar. Bir müddet orada kalır geri döner. Döndüğü zaman hemen ailesine koşar. Belki onları imana taşırım umudu ile evine varır ama annesi yine onu evden kovar. Küçük kardeşi olan muavviz, abisinin samimiyeti ve dinine bağlılığı sayesinde islamla şereflenir. Musab kardeşinin iman etmesinden dolayı çok mutlu olur. Bu sefer ikinci Habeşistan hicreti yapılır, musab ve kardeşi de bu hicrete dahil olur. Aradan yıllar geçtikten sonra tekrar kardeşi ile beraber mekkeye geri döner. Bir süre Mekke de kalır ve efendimiz onu yesrib halkına imanı öğretmesi çin, iman öğretmeni olarak onu yesribe gönderir. Musab islamın ilk öğretmenidir. 26 yaşlarında pırıl pırıl bir delikanlıdır. Musab, o insanların imana taşınması için geceleri seccadesini gözyaşları ile yıkardı. Her gece yesrib halkı için ağlar, iman sahibi olmaları için Allaha dua dua yakarırdı. Musab gözlerinden yaşlar akıtarak, birinci damlayı yere dökerdi. Birinci damla yetmezdi. Musab bunun bilincinde idi. Bu sefer yesriblilerin ayağına giderdi. Her gün birkaç kapıyı çalar, yüzüne kapanacak olan kapılar, onun keskin zekası ve iman için kurandan okuduğu ayetler sayesinde yüzüne kapanmaz, o kapılar hem musaba hem de imana açılırdı. Yorulmak nedir bilmeden zengin ve fakir herkesin ayağına giderdi. Bazen saatlerce konuşur, bazen tek söz söylerdi. Her gün terledi. Alnından terleri sildi. İman tersiz olmazdı. İman adamı terlettirirdi. İşte musabın gözyaşları ve teri yesriblileri imana taşımıştı. Bır yıl boyunca yerinde durmamış, o insanların iman şerbetini içmeleri için terlemişti. Musabın gelişinin

üstünden tam bir yıl geçmiş, bir yılın sonunda arkasına aldığı yetmiş tane sahabeyi alarak mekkeye rasulullah efendimizin yanına varmıştı. Efendimiz çok sevinmişti. Daha sonra efendimiz mekkenin imana dar geldiğini görmüş ve imana bir yatak aramıştı. Bu yetmiş tane sahabeden de, kendisini ve kendisi ile beraber olan sahabeleri koruyacaklarına dair söz alarak, yesribi imanın yeni yatağı olarak seçmişti. Efendimiz oraya hicret edince, oranın adını değiştirmiş, medeniyet anlamında Medine ismini vermişti. Orası islamla medeniyete kavuşmuştu. Yesrib artık Medineydi. Aradan iki yıl geçmiş Mekkeliler efendimiz ve sahabeleri ile savaş etme kararı almışlardı. Mekkeliler 1000 asker alarak bedir denen yere kadar gelip Müslümanlarla savaştılar. Savaşın galibi sayıca çok az olmalarına rağmen Müslümanlardı. Musab bu savaşta sancaktarlık yapıyordu. Bu savaşta 70 tane müşrik öldürülmüş, 70 tanesi de esir alınmıştı. Mekkeliler öfkeden adeta kudurmuşlar, bunun intikamını alacaklarına dair yemin etmişlerdi. Aradan bir yıl geçmiş müşrikler bu sefer 3000 kişilik bir ordu hazırlayarak medinenin üzerine yürüme kararı almışlardı. Uhud denilen yerde, Müslümanlarla müşrikler karşı karşıya gelmişlerdi. Musab bu meydanda son damlayı verip Rabbine kavuşacaktı. Savaş başlamış, önce Mekkeliler geri püskürtülmüş, sonra Mekkeliler yeniden toplanmış ve Müslümanları aralarına alarak tam 71 tane müslümanı şehit etmişlerdi. Musab bedir olduğu gibi burada da sancaktardı. İbni kamia denilen bir müşrik önce musabın sağ koluna bir kılıç darbesi indirmiş, sonra sol koluna bir kılıç darbesi indirmiş ve en son başına bir kılıç darbesi indirerek musabı şehit etmişti. Kollar, gövdeden ayrı bir şekilde ruhunu teslim etmişti musab. Üçüncü ve en önemli olan damlada verilmişti. Bu damlalar çok önemliydi. Bizler de eğer bu üç damlayı verebilirsek, inşallah gökteki yıldız olabileceğiz. Gökteki yıldız olabilmek için, imanımız uğruna bedel ödemeliyiz. Rabbim bu üç damlayı dökebilmeyi ve imanımız uğruna bedel ödeyebilmeyi bizlere nasip etsin. Amin…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.