TARİH KONUŞUYOR, ALINACAK DERSLER VAR!- 1
İnsanlık tarihi konuşuyor, alınacak çok dersler vardır. Tarihin sessiz uyarıları her zaman bizi uyarıyor ama bu uyarılar bize ders vermiyor! Oysa geçmişin aynası ve bugünün dersi bize yol gösterebilirdi.
Tarihten gelen mesajlar ve unutulan tarihin acı dersleri bize yol gösterseydi, bugün insanlık bu kadar acı yaşamazdı.
Tarihten altın dersler…
▪︎ DERS- 1
Osman Gazi, Bizans’a karşı savaşırken, İnegöl yakınlarındaki Bilecik kalesini kuşatmıştı.
Kuşatma uzuyordu. Bir komutanı, kale komutanının sığındığı ve gölgesinde dinlendiği asırlık devasa bir çınar ağacını işaret etti. “Efendim” dedi, “Bu ağaç onların uğurlu saydığı ağaçtır. İzin verin, keselim. Moralleri bozulsun.”
Osman Gazi, bu teklife şiddetle karşı çıktı. “Hayır” dedi. “Biz buraya gölgelik ağaçları kesmeye değil, gölgesinde adalet dağıtacağımız bir devlet kurmaya geldik. O ağacın gölgesi, ileride bizim teb’amız olacak o insanlara da lazımdır!”
▪︎ DERS- 2
Büyük İslam alimi Muhammed Kutup Paris’te konferans verir. müslümanlara İslam’ı anlatır. konferans esnasında bir genç ayağa kalkar ve saygısızca bir tavırla şöyle der: “Sen bunları bize ne diye anlatıyorsun? Biz zaten müslümanız ve bunları biliyoruz. Dışarı çık da İslam’ı kafirlere anlatın.”
Muhammed Kutup, o gence şöyle cevap verir: “Onlara anlatacağım anlatmasına da önce seni düzeltmem lazım ki, kafirlere, “Müslüman olun!” dediğimde seni gösterip “Bunun gibi mi olacağız?” demesinler.
▪︎ DERS- 3
Büyük İslam alimi Muhammed İkbal, kurtuluş savaşımız için yardım kampanyası başlatır!
Lahor meydanında başka bir heyecan daha vardır. Bu heyecan, kürsüye gelecek olan Allame İkbal olarak tanınan Pakistan Münevveri Muhammed İkbal’dir.
Muhammed İkbal kürsüye gelir. Gözleri dolu dolu! Birkaç gün önce gördüğü rüyanın mahcubiyeti içerisindedir. Yaralı bir aslan edasıyla mikrofona yaklaşır ve halka hitaben, Hz. Muhammed (s.a.v)’i rüyasında gördüğünü söyledi ve tarihe damga vuracak o meşhur şiirini okur ve der ki:
“Dedi Hz. Muhammed!
Cihan bahçesinden bana bir koku gibi yaklaştın!
Söyle bana ne gibi bir hediye getirdin?
Yalnız bir şey getirdim kutlanmıştır tekbirlerle!
Bir şişe kan ki? eşi yoktur. Namusudur, vicdanıdır!
Buyurun, bu Çanakkale şehidinin kanıdır!”
Son dizeler bittiğinde Muhammed İkbal kürsüde yığılıp kaldı. Meydanda ise göz yaşları sel olup aktı. Dualara “amin!” sesleri karıştı. Kimi cebindeki son kuruşunu yolladı, kimi kulağındaki küpesini ve kolundaki bileziğini verdi Mehmetçik için! Pakistanlı gençler Çanakkale’de savaşmak için gönüllü oldu!
▪︎ DERS- 4
Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Tanrıöver, Ankara Milletvekili olan Mehmet Akif Ersoy’dan, İstiklal Marşı için bir şiir yazmasını istiyor, fakat Mehmet Akif Ersoy yazmış olduğu şiirin karşılığında şayet kazanırsa 500 lira para ödülü olacağı için bu teklifi kabul etmiyor!
Hamdullah Suphi Tanrıöver diyor ki:
18 Şubat tarihinde Ankara’nın soğuk bir kış gününde Hacı Bayram Camii’nden TBMM’e yürürken, Mehmet Akif’in paltosu yoktu, soğuktan titriyordu, buna rağmen 500 TL olan o büyük ödülü kabul etmedi!
Bir milletin istiklal marşını yazma şerefine sahip, iman abidesi Mehmet Akif, kaderine terkedilmiş, yoksulluk yaşamış, Mısır’a sürgün edilmiş ve vatan hasretiyle geri gelmiş, öldüğü ana kadar gözetim altında tutulmuştur!
Sonunda iman ile ruhunu teslim etmiş, 13 Üniversite öğrencisinin aralarında topladıkları harçlıklarıyla ve omuzlarında defnedilmiştir.
Mehmet Akif’in oğlu Mehmet Emin Ersoy da çöplerden yiyeceklerle karnını doyurmuş ve sonunda donarak ölmüştür.
▪︎ DERS- 5
Büyük İslam alimi, müfessir, şehid Mısırlı Seyyid Kutup, özür dilerse af edileceği haberi üzerine diyor ki:
İdama giderken zalim Cemal Abd’ul-Nasır’a muhteşem cevabı:
“Eğer Allah kanunu ile mahkum edilmişsem ben Hakk’ın hükmüne razıyım. Eğer batıl kanunlarla mahkum olmuşsam ondan çok daha üstün bir düşünceye sahip olduğum için batıldan ve münafıklardan merhamet dilemem. Allah’a şükürler olsun ki, on beş sene cihad ettikten sonra bu mertebeye ulaştım. Ben Allah yolunda yaptığım iş için asla özür dilemem. Namaz’da Allah’ın birliğine şehadet eden parmağım asla bir Tağut’un hükmünü onaylayan tek bir harf bile yazmayacaktır.” diyordu.
Seyyid Kutub idam sehpasına götürülürken Ezher Müftüsü Kelime-i Şehadet getirmesi için telkinde bulunur. Seyyid Kutup Müftü’ye dönerek:
“Sen bu komediyi tamamlayan son figüransın der. Çünkü sen o kelime ile Ezher’den maaş alıyorsun. Ben ise o kelime için ipe yürüyorum.”
▪︎ BİZ;
İzzet ve iffetimize dil uzatıldı, sustuk!
Bilgimiz olsa da irfanımız elimizden alındı.
Alim olduk ama arif olamadık!
Ne işe yaradiği bilinmeyen bilgileri hafizamıza doldurduk!
Örfümüz, adet ve geleneklerimizi unuttuk!
Kültürümüzü yok ettik!
Bin yıllık yazımızı değiştirdik!
Tarihimizı rafa kaldırdık!
▪︎ BİZ;
Biz bu dünyaya haksızlığa karşı çıkmaya geldik!
Biz bu dünyaya hak için çalışmaya geldik!
Biz bu dünyaya Allah’ın rızasını kazanmaya geldik!
Biz bu dünyaya Cihad etmeye geldik!
Biz bu dünyaya dosdoğru yolda yürümeye geldik!
Biz bu dünyaya şerefli yaşamaya geldik!
Biz bu dünyaya mü’min kardeşlerimizi sevmeye ve korumaya geldik!
Biz bu dünyaya vatanlı yaşamaya geldik!
Ve:
Biz bu dünyaya Allah’ı ve Resulü’nü sevmeye ve itaat etmeye geldik.
▪︎ ŞEREFLİ YAŞAMAK…
Dünya’da en büyük şeref imandır!
Dünyada en büyük şeref secdedır!
Dünya’da en büyük şeref aidiyet duygusudur!
Dünya’da en büyük şeref, gerekirse vatan için şehid olmaya hazır ruh halidir!
Dünya’da en büyük şeref; ülkesi ve milletinin huzur ve mutluluğu için mücadele etmektir!
Dünya’da en büyük şeref, Allah yolunda mücadele etmektir!
Dünya’da en büyük şeref, hakkın olmayana dokunmadan yaşamaktır!
Dünya’da en büyük şeref, kimseye ve hiç bir şeye zarar vermeden yaşamaktır!
Allah’ın rızası ve Cennet böyle kazanılır!



