VEFA

VEFA

İnsanoğlu bugün en çok vefasızlık sorunuyla karşı karşıyadır. Çünkü vefa dediğimiz olgu, sözlükte; bir şeyi yerine getirmek, sözünde durmak, bağlılık, sevgide devamlılık, ihtiyaç halinde ona yardım etmek anlamlarına gelir. Bunlara dikkat edenlere de vefakâr denilir.

Söz bundan açılmışken, Ahmet Maranki’nin internet sitesinde okuduğum ve karşılıklı vefayı anlatan bir hikâyeyi sizlerle paylaşmak istedim. Burada dikkat edilmesi gereken nokta; görülen herhangi bir şeyin aslında iç yüzünün farklı olabileceğidir. Bir bilgi ya da bir olay karşısında hemen kendimizce bir sonuç çıkarırız, ama durumun içyüzünü hiç önemsemeyiz ya da görmek istemeyiz. İşte hikâyemiz de tam bu konuya temas etmektedir. Hikâyenin başlığı “50 Yıl Kurumayan Çiçek”

“Mübaşir bağırdı, seksen yaşlarında iki pir-i faninin isimleri okundu. Boşanmak için Hakîmin karşısına çıkmaya hazırlanan iki insan… Dedenin gözleri kırpmadan bakıyor, ninenin gözlerinden yaşlar akıyor……

Hakim dosyayı inceledi ve gür sesiyle sordu: “Teyze neden boşanmak istiyorsun!” Nine kısık ve ağlamaktan bitap düşmüş sesiyle: “50 yıl çektim, artık yetti. Hayatım zehir oldu. Daha fazla dayanamıyorum.”

Savcı, hakim, gazeteciler, katip, mübaşir suskun, şaşkın bir halde sustular. Herkes kendine göre bir düşünceye daldı. Herkes bu durumu aklınca bir yere koydu. Her gün manşet yapan gazetecilerden birinin flaşıyla suskunluk bozuldu. Kim bilir nasıl bir manşet atacaklardı, yaşanmış 50 yılın ardından… Çok sayıda gazeteci izliyordu davayı… Kadın neler diyecekti? Herkes onu dinliyordu. Yaşlı kadının gözleri doldu ve devam etti:

“Bizim bir sedef çiçeği vardı çok sevdiğim… O bilmez… 50 yıl önceydi… O çiçeği bana verdiği çiçekler arasından kopardığım bir yaprağı tohumlamıştım. Öyle büyüttüm. Yavrumuz olmadı onları yavrum bildim. Bir süre sonra çiçek kurumaya başladı. O zaman adak adamamı istedi ben de adak adadım. Her gece güneş açmadan önce bir tas suyla sulayacağım onu diye… İyi gelirmiş dedi. 50 yıl oldu. Bu herif bir gece kalkıp bir kere de bu çiçeği ben sulayayım demedi. Ta ki geçen geceye kadar… O gece takatim kesilmiş uyuyakalmışım… Ben, böyle bir adamla 50 yıl geçirdim. Hayatımı, umudumu, her şeyimi verdim. Ondan hiçbir şey görmedim. Bir kerecik olsun, benim bildiğim görevlerden birisini yapmasını bekledim. Onsuz daha iyiyim, yemin ederim.

Hakim yaşlı adama dönerek: “Diyeceğin bir şey var mı, baba?” dedi. Yaşlı adam bastonla zor yürüdüğü kürsüye, o ana kadar suçlanmış olmanın utangaçlığını hissettiren bir yüz ifadesiyle, hakime yöneldi. Tane tane konuştu:

“Askerliğimi Reisicumhur köşkünde bahçıvan olarak yaptım. O bahçenin, görkemli görünümüyle büyümesi için emeklerimi verdim. Fadime’mi de orada tanıdım. Sedefleri de… Ona en güzel çiçeklerden buketler verdim. İlk evlendiğimiz

günlerin birinde, boyun ağrısı nedeniyle, onu hekime götürdüm. Hekim çok uzun süre uyanmadan yatarsa boynundaki kireç sertleşir, kötüleşir dedi. Her gece uykusunu bölüp uyansın, gezinsin dedi. Hekimi pek dinlemedi bizim hatun… Lafım geçmedi. O günlerde, tesadüf, bu çiçek kurumaya yüz tuttu. Ben ona: “Gece çiçek sularsan geçer.” dedim. Adak dilettim… Her gece onu uyandırdım ve onu seyrettim. O sevdiğim kadını, yavrusu bildiği çiçekleri sularken seyrettim. Her gece, o çiçek ben oldum sanki…” dedi adam.

O yaştaki bir adamdan beklenmeyecek ifadelerle…

“ Her gece, o yattıktan sonra uyandım. Saksıdaki suyu boşalttım. Sedef, gece sulanmayı sevmez, hakim bey… Geçen gece de… Yaşlılık… Ben de uyanamadım. Uyandıramadım… Çiçek susuz kalırdı ama kadınımın boynu yine azabilirdi. Suçlandım… Sesimi çıkartamadım…” O anda gazeteciler dahil, mahkeme salonundaki herkes ağlıyordu.

Hikaye böyleydi işte. Düşünebiliyor musunuz? Koskaca 50 yıl… Birbirini seven, saygı duyan ve en önemlisi de vefalı olan insanlar … Peki sorarım size, şimdi kaç kişi bunca yıl bunu düşünebilir? Kaç kişi bunların farkında? En basit bir olay karşısında biten evlilikler ortada. Zorluğu görünce kaçmak en kolayı, önemli olan kalıp savaşmak değil mi? Sevdiği için gerekirse canını vermek değil mi?

Şunu unutmayalım ki; görünen her şeyin bir nedeni, bir açıklaması vardır. Her şeye önyargılı yaklaşmamak gerekir. Toplum arasında yitirilen bu gibi sevgi hikayelerini çoğaltmak ve vefalı olmayı öğrenmek, öğretmek gerekir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.