AŞKA İNEN HANÇER
Zor yaşam koşullarını her kesime yansıtan günleriydi Feodal düzenin…
İşte bu adil olmayan, bir o kadar da karışık olan düzen içinde boy gösterip, filizlendi Cembeli ile Menekşe’nin hikayesi…Tıpkı bir Romeo ve Juliet veya ne bileyim, bir Leyla ile Mecnun ; yahut bir Memu Zin gibi…Bu ve buna benzer nice hikaye veyahut destanlar, kimi zaman yaşlılar, kimi zamanda dengbejler tarafından köy odalarında saz veya sözle sunulur, herkes ilgiyle dinlerdi…
Derviş ağa, saçı sakalı birbirine karışmış; üstü başı pas içindeki adamın çobanlık yapma isteğini olumlu karşılar.
Hakkarili, ve adının Cemeli olduğunu söyleyen adam, Derviş ağadan” Çoban kavalsız olmaz! ” Diyerek duvarda asılı bulunan kavalı ister.
Peki, Cembeli’yi; Derviş ağanın konağına getiren sebep neydi; bunun cevabını isterseniz yıllar öncesine, hikâyenin başlangıç noktası olan Viranşehire dönünce verelim.
Urfa, Viranşehirde yaşayan Farız adında bir bey vardı. Bu bey ; güzelliği dillere destan Menekşe adında bir kız ile yedi de oğul babasıydı.
Tabi bu arada Farız’in; Derviş adındaki zalim yeğenini de unutmamak gerekir. Bu Derviş ağa hem çok zengin, hem uçsuz bucaksız arazilere sahipti. Kötülükte kimsenin eline su dökemediği bu despot bey, ne var ki, amcasının kızı Menekşe’ye sırıl sıklam aşıktı…
Menekşe’yi istemek için birgün Farız begin evine haber gönderir. Ancak Menekşe’nin rızası olmadığından, Farız beg gözü gibi sakındığı kızını vermek istemez Oğulları da bu evliliğe karşı çıkar. Derviş yeminler eder. Menekşe’yi kimseye yar etmeyeceğini, rızasıyla vermezlerse kaçıracağını söyleyip durur… Derveş’in tehditlerinden endişe duyan Farız beg, çaresiz kalır. Yeğeniyle baş edemeyeceğini bilen bey, çadırını toplar ve ailesiyle birlikte Hakkariye oradan, Hakkâri’nin yüksek yaylalarına göçer. Orada hayvancılık yaparak yaşamını sürdürür.
Burada güvende olacağını düşünen Farız Bey, o yörede Hakkarili mirle de iyi ilişkiler kurar, dost olurlar…
Bir bahar günü Menekşe bir çeşme başında tesadüfen Cembeli’ye rastlar. Cembeli; Hakkari Miri’nin oğludur. Babası tarafından ilerde yerine geçmesi için yetiştirilmiş genç bir beydir. Menekşe’nin güzelliği karşısında dili tutulur adeta… Menekşede ona kayıtsız kalmaz. Çembeli, Menekşe’ye kavalını; Menekşe de ona işlemeli mendilini hediye eder; ve iki genç oradan ayrılır…
Mir; Menekşe’yi oğluna istemesi için Farız begin evine misafir olur. Menekşe’nin bu evliliğe rızası olduğunu anlayan Farız beg, kızını Cembeli’ye verir. Kabzası işlemeli gümüş hançerini de hediye olarak Cembeli’ye gönderir.
Düğün hazırlıkları yapılmaya dursun; Derviş te boş durmayıp Menekşe’nin nerede olduğunu sorar, soruşturur…
Sonunda onların Hakkari’de olduğunu öğrenip, adamlarıyla bir gece baskın vererek, tüm aileyi öldürür. Menekşe’yi de alıp Viranşehire getirir, onunla zorla evlenir.
Bunu duyan Çembelli yemez içmez Menekşe’yi arar durur… O yörede bir bilge vardı. Çembelli’ye kızın Viranşehir’de olduğunu söyler. Cembeli Viranşehir’e gider, Derviş ağanın evini bulup, huzuruna çıkarak çobanlık yapmak istediğini söyler.
Çembelli, boş zamanlarında yatıp kalktığı ahırda günlerini geçiriyor, ne kadar da Menekşe’yi görmek istese, buna muvaffak olamıyordu…
Günler sonra, Menekşe; köyün kadınlarıyla süt sağmaya gittiklerinde; Cembeli’yi bir ağacın altında kaval çalarken görür ve kavalını dinlemeye koyulur…
Kavalın sesi tanıdık gelsede, o perişan haliyle Cembeliyi tanıyamaz. Cembeli, Menekşe’yi görünce sevinçten ne yapacağını bilemeyip, ona sarılır. Menekşe, onun belindeki hançerini aniden çekip, Cemberlinin göksüne saplar. Cembeli yere düşer ve oracıkta ölür. Menekşe, elindeki hançerin kabzasından, öldürdüğü adamın yıllarca hasretini çektiği Cembeli olduğunu öğrenip, üzüntüsünden deliye döner. Elindeki hançeri göksüne saplayıp, oda can verir. Artık iki aşığın buluşup, kavuşması öbür dünyaya kalmıştır.