“BARIŞIN DİLİ”

Barış, savaştan daha zor ve bir coğrafyada yaşanılabilecek en büyük zaferdir. bir tarafın üstünlük elde etmesinden, diğer tarafın yenilgi almasından çok daha elzem bir mütabakattır. Savaş çıkarma politikası, kaos amaçlı iştirakler, toplumun farklı inanış ve kitlelerini birbirine kırdırma amacına hizmet eden bir ülkenin yönetiminden; çözüm süreci, kardeşlik ve barış lafızları tarihin hiçbir evresinde sonuç vermemiştir. bilakis o toplumu gittikçe gerilettiği,marjinal bir hal aldığı, nefreti kamçılattığı ve hakeza savaşı doğurduğu aşikardır. Kardeşlik ve barış vurgusu, sonu politik çıkarlara dayanıyorsa, çogunluk kitlesini düşündüremez, karar veremez sendromuna sürüklüyorsa, bu demokrasi ve birleştiricilik tutumları kurguculuktan öteye gidemez. Bunun cezasınıda pratikte en çok, o toplumun güvenlik ve sivil halkına ödettirilip, gittikçe taraflara mensup halk arasında kin gütme duygusu; emperyalizme bağımlı,despotik ve totaliter yöneticilere gebe kalmasının sağlam zeminleri oluşturulmuş olur. Barış; tarafların karşılıkla şart, talep, rasyonel fikirler ve bütün kesimin ortak huzuru göz önüne alınarak yapılır. söz konusu halk ve hak mücadelesi veren tarafın temsilcileriyle görüşmeler yapılması esastır. Ancak; bu tarafın meclis temsilcileriyle olan görüşmeler sadece barış zeminini yaratabilir. Bunun için masaya oturulması gereken esas taraf legal partiler degil, o örgütün yada tarafın bizatihi kendisi olmalıdır. Madem böyle bir toplum yapısında, en büyük cefayı halk yaşıyor; o halde çok daha etkin sivil toplum örgütleri inşa edilebilir yahut bütün faal olan sivil toplum örgütleri tek çatı altında toplanıp mücadele ve savaş karşıtı seslerini daha gür biçimde duyurabilir. unutulmamalıdır ki; köhnemiş, dışa bağımlı ve yıpratılmaya sebebiyet veren sistemi halk oluşturur. Çünkü o toplumun yöneticilerini halk tayin eder. Toplumlarda gerçek bir barış süreci yürütülmek isteniyorsa, bir tarafı karakterize ederken, muhakkak kaçınılması gereken kelimeler olmalıdır. Nefret, sindirme ve menfi tatminsel ego dili üzerine inşa edilen barış süreci yürüyemez, yürüsede neticede böyle bir topluma sonuç alıcı,gerçek ve kalıcı bir barış sunulamaz. Hiçbir zaman unutulmasın ki, bir ülkedeki darbelerin,ekonomik krizlerin ve savaşların bedelini, toplumda ki halklar ve emekçiler öder. Savaş naraları atanların, kaotik üslup ve düsturda ısrar edenlerin çocukları değil, sadece o yoksul halk çocuklarının kanı akıtılmaktadır. Bu sebeple; demokrasi için, barış için, adalet için mücadele derhal duraksanılmadan bilinçli ve öngürücü kitlelerle sürdürülmelidir. Bir savaştan maddi ve manevi fayda sağlayanlar, Ölümlerden rant elde edenler ve medet uman iç ve dış mihraklardır. barışın önünde ki tek engel bu çıkar şuuratlı kimseler yahut gruplardır. Umudum, arzum ve düşüncemin akıbeti, BARIŞIN DİLİ bu savaşı susturacaktır. Barış dolu günlere, selamlar…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.