BARIŞ VE SAĞDUYU ÇAĞRISI

BARIŞ VE SAĞDUYU ÇAĞRISI

Bu bir haftalık süre zarfında hiç kimsenin ama özellikle de Kürtlerin istemediği o kadar çok gelişme yaşandı ki, bunu hepimiz gördük. Görmeye de devam ediyoruz. Peki ne oldu da bunlar yaşandı?

Daha birkaç ay öncesine kadar her şey günlük gülistanlıktı. Sonra bir 7 Haziran seçimleri yaşadık ve ne olduysa ondan sonra oldu. Yaklaşık 3 yıldır susan silahlar tekrar konuşmaya başladı. Hepimiz biliyoruz ki silahın konuştuğu yerde kalem susar. Fikirler kalemle konuşmazsa işte o zaman kaos yaşanır. Gün silahları değil; kalemleri, fikirleri konuşturma günüdür.

Hele batı illerinde masum Kürtler’e yönelik saldırı ve linç girişimlerinin hiçbir gerekçesi ve masum tarafı olamaz. Bunlar kabul edilemez. Olması gereken sağduyu çağrısı ve bir an önce barış söylemlerini haykırmaktır. Kürtler hiç kimsenin ölmesini, hiçbir çatışmanın yaşanmasını istememektedirler.

Çünkü hiçbir can ölmeyi, toprağın üstünde olması gerekirken toprağın altında olmayı hak etmiyor. Türkiye şuan yaşadığı şeyleri hiç hak etmiyor. Fakat birileri Suriye’de, Irak’ta, Libya’da ve daha buna benzer birçok yerde yaşananları bu toprağa da bu halka da yaşatma niyetindedirler. Buna fırsat verilmemelidir.

Düşünün bir kere; hangi can öldürüldükten sonra günlerce buzdolabında bekletilmeyi hak ediyor? Hangi can patlatılan bir bomba sonucu param parça olmayı hak ediyor? Hani Müslümanlık, hani cenazeye karşı saygı? Unutmayın ki Hz. Muhammed (s.a.v), yanından geçen bir Yahudi cenazesi için bile kalkıp ayakta bekledi cenaze geçene kadar. Sordular Ya Muhammed! Bu geçen bir Yahudi’nin cenazesiydi. Niçin ayağa kalktınız? Dedi ki, bir Yahudi bile olsa cenazeye saygı gösterilmelidir… Varın şimdi siz düşünün…

Öldürmek, kan dökmek, göz yaşı akıtmak, çatışmak veya çatıştırılmak, kardeşinin iş yerine, evine veya canına kastetmek hiçbir dinde, hiçbir kitapta ve ahlakta yoktur. Geldiğimiz noktada daha fazla canın yaşamını yitirmemesi, daha fazla çocuğunun anne ve babasız, daha fazla anne ve babanın da evlatsız kalmaması için bizim çağrımız bir kez daha sağduyu ve barış olmalıdır. Sıraladığımız tüm bu olan ve olabilecekleri isteyenler elbet bir gün kaybedecekler. Tarih zaten bunu göstermiştir.

Her zaman ve her yerde haykıracağımız tek şey sağduyu ve barış olmalıdır. Çünkü bunlar bir toplumda olursa ancak o zaman haktan, hukuktan, adaletten, sevmekten ve saygı duymaktan bahsedilebilir.

Bir bakın çevrenize, bugün barış anlamına gelen İslam’ın hüküm sürdüğü topraklarda göz yaşı ve ızdıraplar hiç eksik olmuyor. Hiçbir Müslüman ülke rahat değil. Bunlar elbette ki tesadüf değil, olamaz da zaten. Her birinde çatışan

gruplar var. Öldürülen tek bir insanın bile tüm insanların ölümü demek olan anlayış nerede kaldı.

Bugün sıradan bir vatandaş neredeyse doğudan batı illerine gidemez oldu. Doğu ve Güneydoğu’ya ait birçok yolcu otobüsü bazılarının elleriyle taşlanıyor. Durum o kadar kötü bir hal aldı ki, artık kişinin ten rengine bakıp linç edilebiliyor. Bu nasıl bir düşünce, nasıl bir ahlak anlayışı anlayamıyorum. Elbette sağduyulu olan vatandaşlarımız da var. Önemli olan herkesi bu noktaya çekebilmek olmalıdır.

Son kez olarak bir daha buradan tüm kardeşlerime seslenmek istiyorum: “LÜTFEN” tahriklere kapılmayın ve sağduyulu olun. Bunu yaparak barışa çıkan merdivenlere siz de bir kova harç taşıyabilirsiniz. Hangi partili veya inanışta olduğunuz hiç önemli değil. Unutmayalım ki hepimiz ilk önce insanız. İnsan olduğumuz için de düşünerek hareket edelim. Silahımızı değil kalemimizi, fikirlerimizi konuşturalım. Çünkü fikirlere hiçbir kurşun işlemez…

Mahmut ÇÖKMEZ

Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.