Cumhuriyet Geldi Osmanlı Yıkıldı Diyenlere
Ayna kirlenmişse net göstermez
Bugünlerde tarihe dair en büyük yanılgımız, koca bir imparatorluğun çöküşünü sadece savaş meydanlarındaki yenilgilere bağlamak. Oysa Osmanlı’nın belini büken asıl düşman, sınırlarda değil, hazinenin boşalan kasalarındaydı. “Cumhuriyet Osmanlı’yı yıktı” diyenlerin ıskaladığı acı gerçek şudur: Osmanlı, mali bağımsızlığını 1881’de, yani henüz Atatürk çocukken, bir kağıt imzasıyla (Muharrem Kararnamesi) çoktan teslim etmişti.
Kırım Savaşı: İlk Zehirli Elma
1854 yılına kadar Osmanlı, dış borçtan “vebal” gibi kaçınan bir devletti. Ancak Rusya’nın yayılmacı politikası ve Kırım Savaşı’nın devasa mali yükü, İstanbul’u çaresiz bıraktı. İngiltere ve Fransa, sadece askeri müttefik olarak gelmediler; ceplerinde yüksek faizli kredi sözleşmeleriyle geldiler.
Neden borç alındı?
Çünkü modern savaş, modern finansman istiyordu. Donanma yenilenmeli, teknolojik silahlara geçilmeli ve o muazzam ordu beslenmeliydi. İlk borç, “geçici bir pansuman” niyetine alındı ama o pansuman zamanla kangrene dönüştü.
Galata Bankerlerinden Avrupa Masalarına
Kırım’da açılan o kapı bir daha kapanmadı. Alınan borçlar yatırıma, sanayiye veya üretime değil; eski borçların faizine ve saray masraflarına gitti. 1875 yılına gelindiğinde Osmanlı, “Ramazan Kararnamesi” ile iflasını dünyaya ilan etti: “Borcum var ama ödeyemiyorum!”
Muharrem Kararnamesi ve “Devlet İçinde Devlet”
II. Abdülhamid dönemi, bu mali enkazın toparlanmaya çalışıldığı ama aynı zamanda egemenliğin devredildiği dönemdir. 1881’de imzalanan Muharrem Kararnamesi ile Duyun-u Umumiye (Genel Borçlar İdaresi) kuruldu.
Bu sıradan bir kurum değildi. Osmanlı’nın en bereketli gelir kaynaklarına (tütün, tuz, ipek, içki rüsumları) doğrudan el koyan, memuru Türk ama yönetimi Avrupalı olan paralel bir maliye bakanlığıydı. Devlet, kendi toprağından topladığı vergiyi, önce yabancı alacaklısına sayar hale gelmişti.
Netice-i Kelam
”Osmanlı’yı kim yıktı?” sorusunun cevabı, 1923’ün Ankara’sında değil, 1854’te başlayan ve 1881’de mühürlenen o borç sarmalında gizlidir. Atatürk ve silah arkadaşları, sadece toprakları kurtarmakla kalmadılar; 1954 yılına kadar (tam 100 yıl!) ödemesi sürecek olan o “altın prangayı”, yani Osmanlı’nın borç mirasını da temizlediler.
Tarih, romantik sloganlarla değil, mizan defterleriyle okunur. Osmanlı, mali olarak iflas etmiş bir mirası Cumhuriyet’e devretmişti; Cumhuriyet ise bu borcu kuruşu kuruşuna ödeyerek gerçek bağımsızlığı tescilledi.



