Gördük Monarşiyi; En Güzeli Cumhuriyet
Tarih, insanlığın yönetim arayışlarının aynasıdır. Bu aynada kimi zaman mutlak güçle donatılmış kralların, sultanların ve hanedanların gölgesi görülür; kimi zaman ise halkın iradesiyle şekillenen özgürlükçü yönetimlerin ışığı parlar. Monarşi, yüzyıllar boyunca birçok topluma düzen ve süreklilik vaadiyle hükmetmiş; ancak zamanla bu vaadin ardında ağır bedeller bıraktığı anlaşılmıştır. İşte bu tarihî tecrübenin sonunda insanlık, özellikle de bizim coğrafyamız, Cumhuriyet fikrini bir kurtuluş ve yeniden doğuş olarak benimsemiştir.
Monarşi, temelde yönetme hakkını bir aileye ya da zümreye doğuştan tanır. Halkın kaderi, çoğu zaman tek bir kişinin iradesine bağlıdır. İyi niyetli ve adil bir hükümdar döneminde düzen sağlanmış gibi görünse de, bu sistemin en büyük zaafı sürekliliğinin adalete bağlı olmamasıdır. Zira adalet, şahıslarla sınırlı kaldığında kalıcı olamaz. Bir neslin feraseti, sonraki neslin keyfîliğiyle yok olabilir. Tarih bunun sayısız örneğiyle doludur: Saray entrikaları, taht kavgaları, halktan kopuk yönetimler ve bastırılan özgürlükler…
Cumhuriyet ise yönetimi bir soyun değil, milletin emaneti olarak görür. Egemenlik, kayıtsız şartsız halkındır. Bu anlayışta yönetenler geçicidir; asıl kalıcı olan milletin iradesidir. Cumhuriyet, bireyi “kul” olmaktan çıkarıp “vatandaş” mertebesine yükseltir. Vatandaşlık, sadece yönetilen olmak değil; yönetime katılma, eleştirme ve gerektiğinde değiştirme hakkını da içerir. İşte Cumhuriyet’in asıl gücü burada yatar.
Cumhuriyet rejimi, aklı ve hukuku esas alır. Kişilerin değil, kurumların ön planda olduğu bu sistemde kanunlar herkese eşit uygulanır. Hiç kimse doğuştan üstün değildir; üstünlük ancak çalışmakla, üretmekle ve topluma fayda sağlamakla kazanılır. Eğitimden bilime, sanattan ekonomiye kadar her alanda ilerlemenin yolu da bu eşitlikçi zeminden geçer. Monarşinin durağan yapısına karşılık Cumhuriyet, değişime ve yenilenmeye açıktır.
Bizler monarşiyi tarih sahnesinde görmüş, onun ihtişamı kadar çöküşünü de yaşamış bir milletiz. Yaşanan tecrübeler göstermiştir ki, bir ülkenin gerçek gücü saraylarda değil; bilinçli, hür ve sorumluluk sahibi bireylerde saklıdır. Cumhuriyet, bu bilinci yeşerten en kıymetli mirastır. O, sadece bir yönetim biçimi değil; aynı zamanda bir zihniyet devrimidir.
Sonuç olarak, “Gördük monarşiyi; en güzeli Cumhuriyet” sözü, basit bir tercih ifadesi değil, tarih süzgecinden geçmiş derin bir kanaattir. Cumhuriyet; adaletin, özgürlüğün ve insan onurunun teminatıdır. Onu yaşatmak ve güçlendirmek ise geçmişten ders alan, geleceğe umutla bakan her neslin ortak sorumluluğudur.




