Öldüren Deprem Midir, İhmalkarlık Mıdır?

Öldüren Deprem Midir, İhmalkarlık Mıdır?

6 Şubat tarihinde Kahramanmaraş merkezli asrın felaketi adı verilen çok şiddetli bir deprem yaşandı. Deprem bir buçuk dakika sürdü ama etkisi yıllarca sürecek ve tarihe büyük felaketlerden biri olarak yazılacaktır. Bu depremde vefat eden herkese Allah’tan rahmet, geride kalanlara sabrı cemil diliyorum. Rabbim böyle acıları bir daha göstermesin.

Acımız çok büyük, onbinlerce insanımızı kaybettik. Fakat her zorlukla beraber bir kolaylık vardır diyen Rabbimiz, böyle zorlu bir süreçte müthiş bir dayanışma örneği gösteren yüreği güzel, merhametli bir toplum bizlere nasip etmiş. Bu zorlu süreci müthiş bir dayanışma örneği ile acıları en aza indirmeye, yaralarımızı sarmaya çalıştık. Rabbim yüreği güzel bu topluma razı olacağı bir hayat yaşatsın.

Bu girişten sonra depremlerde asıl merak edilen konuya geçelim. İnsanları öldüren deprem midir, yoksa tedbirsizlik ve ihmalkarlık mıdır? Deprem bir felakettir; felaketi tedbir almadan karşılamak felaketin suçu mudur, felaketi tedbirsiz karşılayanların suçu mudur? Jules Verne’nin dediği gibi, “tehlikeler çoğu kez, hayalcilerin tedbirsizliğinden ve dikkatsizliğinden ortaya çıkar.” O halde depremi tedbirsiz karşılayan, binaların inşasında ihmalkarlık yapan herkes depremde zarar gören insanların vebaline ortak değil midir?

Herkes ama herkes bu felaketten sorumludur. Mevlana der ki: “Akıl sonradan ah çekmek için değil, düşünüp tedbir almak içindir.” Felakete karşı tedbir almayan, ihmalkarlık gösteren herkes bu konuda sorumludur. Birincisi toplumsal açıdan orada oturan herkes sorumludur. Deprem riski bölgesinde oturanlar, oturdukları evlerin depreme dayanıklı olup olmadığını, evin deprem sigortasının olup olmadığını araştırıyorlar mı? Bu konuda halkın kendisi farkındalık çalışması yapıyorlar mı? Bununla birlikte bu konularda bilinçli olmayan toplumun, deprem öncesi ve sonrasında ne yapılması gerektiğini de bilmemesi felaketin bir başka boyutunu oluşturmaktadır.

İkincisi binaları yapan müteahhitler ve bina sahipleri, yaptıkları binaları depreme dayanıklı mı yapıyor, malzemeden çalarak mı yapıyor? Depreme dayanıksız yapılan binaların sorumlusu kader midir, müteahhitler midir? Üçüncüsü binaların yapımını denetleyen yapı-denetim gerçekten işini mi yapıyor, karnını mi şişiriyor? Depreme dayanıksız binaların kontrolünü yapan bu ve benzeri kurumlar değil miydi? Bunların onay verdiği binlerce bina yıkılmadı mı? Bu dayanıksız binaların sorumlusu kader midir, yoksa bu binalara onay veren kurumlar mıdır?

Dördüncüsü imar affı diyerek binlerce kaçak yapılara onay veren bürokrasi ve siyasetçiler bu felaket karşısında sorumlu değiller midir? Bu binaların içinde onbinlerce insan vefat etti, yüzbinlerce insan yaralandı ve ülke olarak milyar dolarlar zarar gördük. Bu felaketin sorumlusu kader midir, yoksa kaçak yapıları denetlemeden imar affı adıyla ihmalkarlık yapan bürokrasi ve siyasetçiler midir?

Bu duruma kader deyip suçu Allah’a atamayız, kader bu değildir. Günah keçisi olarak kaderi seçip herkesin ihmalkarlığı olan bu konuyu kader maskesiyle gizleyemeyiz. Bu doğru bir tavır değildir, doğru olan tavır herkesin hatasını kabullenmesi ve itiraf etmesidir. Sonra da yapılması gereken ne varsa onu yapmasıdır. Kısacası insanları öldüren deprem değildir,depreme dayanıksız yapılan binalardır. Bu binaların yapılmasında ihmalkarlık gösteren herkeste bu felaketten sorumludur.

Bu olaylardan artık bir ders çıkarmalıyız ve tedbirli iş yapmayı artık öğrenmeliyiz. Hz. Muhammed (as) buyuruyor ki: “Tedbir gibi akıl, sakınmak gibi vera, güzel ahlak gibi izzet ve şeref yoktur.” (İbn Mace, Zühd, 24) Akıllı insan işini tedbirli yapan insandır. Umarım bu büyük felaketten sonra akıllı insanlardan olup işini tedbirli yapanlardan oluruz.

Son olarak şunları da söylemek istiyorum: Felaketlere karşı tedbirli olmalıyız ama böyle felaketlerin mesajını da unutmamalıyız. Felaketlerin bilimsel açıklaması olması başka şey, bu felaketlerin oluşması başka şeydir. Rabbim böyle büyük felaketler ile bizlere acizliğimizi, dünya nimetlerinin kıymetsizliğini, dünya nimetlerinin ne kadar boş olduğunu bir kez daha gösterdi. Hepimiz bu durumdan ders çıkarmalıyız. Dünya nimetlerinin peşinden koşmayı ve dünya nimetlerini amaç edinmeyi bırakmalıyız.

Bu nimetlerin hepsi Allah’a kavuşmak isteyenler için bir araçtır. Rabbimiz amacından sapanları, peşinden koştukları araçlar ile çok ağır bir şekilde imtihan etmektedir. Günahlarımıza tevbe etmeli ve günahlarımızdan vazgeçmeliyiz. Yerin ve göğün ve ikisi arasındaki herşeyin sahibi olan Allah’a sığınmalı ve ona teslim olmayı öğrenmeliyiz. Ölüm her an kapımızı çalabilir, Allah katında çöp kadar değeri olmayan bu dünya nimetlerini için kendimizi ateşe atmayalım ve Allah’ın razı olacağı bir hayatı yaşamaya gayret edelim. Rabbim bu aziz millete böyle acıları bir daha göstermesin. Amin…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir