Ne Oluyor Gençlerimize
Mehmet Akif Ersoy’un o derin feryadını, “Asım’ın nesli… diyordum ya… nesilmiş gerçek: İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek” dizelerini hatırlatıyorsun. Sahabe Âsım bin Sabit’in destansı direnişini, müşriklerin vahşetine karşı imanla kalkan oluşunu ve arıların cesedini koruyan mucizevi kalkanını anlatıyorsun. Şair, o genç sahabe üzerinden bütün bir nesle sesleniyor: Vatanperver, namuslu, değerlerine canı pahasına sahip çıkan, imanı sarsılmaz bir gençlik…
Namık Kemal’in “Atamın heybeti maruf-ı cihandır / Fıtrat değişir sanma, kan yine o kandır” dizeleriyle tamamladığın gibi, gençlik bir hazinedir. Bu hazineyi çarçur etmemek, onu edeple, akılla, sağlam bir karakterle yoğurmak hepimizin ortak sorumluluğu. Ama son günlerde Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’tan gelen haberler, yüreğimizi dağlıyor ve “Acaba bu hazineyi nasıl koruyamadık?” diye sorduruyor.
Gerçekler ve Acı Tablo
Siverek’te Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde bir eski öğrenci, pompalı tüfekle okula girerek rastgele ateş açtı. 16 kişi yaralandı — aralarında öğrenciler, öğretmenler, bir polis ve kantin görevlisi vardı. Saldırgan olay yerinde hayatına son verdi.
Sadece bir gün sonra Kahramanmaraş Onikişubat’taki Ayser Çalık Ortaokulu’nda 14 yaşındaki bir 8. sınıf öğrencisi, evden getirdiği birden fazla silah ve şarjörle iki sınıfa girdi. Hedef gözetmeksizin ateş etti. 8 öğrenci ve 1 öğretmen hayatını kaybetti, 13 kişi yaralandı (bazıları ağır). Saldırgan da olay yerinde öldü. Öğrenciler can havliyle pencerelerden atladı. Bu, Türkiye’deki en vahşi okul saldırılarından biri olarak kayıtlara geçti.
Bu iki olay, zaten uzun zamandır gündemde olan okul şiddeti dalgasının zirvesi gibi görünüyor. Bıçaklı kavgalar, öğretmenlere yönelik saldırılar, akran zorbalıkları… Sendikalar aylardır uyarıyor, iş bırakma eylemleri yapıyor, “Okullar savaş alanı olmasın” diye haykırıyor. Araştırmalar da gösteriyor ki toplumun büyük çoğunluğu, şiddetin temelinde aile içi iletişim eksikliği, değer aktarımındaki kopukluk ve disiplin zafiyetini görüyor.
Nereden Geldik Buraya?
Mehmet Akif’in hayal ettiği Asım’ın nesli, imanla, irfanla, faziletle donanmış gençlerdi. Namusunu çiğnetmeyen, zulme boyun eğmeyen, ecdadının kanını taşıdığını bilen bir karakter… Peki bugün bazı gençlerimiz neden sınıfları savaş alanına çeviriyor, neden silahı sırt çantasına koyup okula gidiyor?
Sebepler çok katmanlı ve hepsini bir yazıda tüketmek zor, ama ana başlıkları görmek gerekiyor:
Aile ve değer eğitimi boşluğu: Başıboş bırakılmışlık, ölçüsüz serbestlik, sevgide sınır tanımama… Çocuklar dijital dünyanın acımasız akışına terk ediliyor; ailede “kan yine o kan” diye öğretilen asalet, bazen yerini öfke ve boşluğa bırakıyor.
Okul ortamındaki güvenlik ve disiplin eksikliği: Okula girip çıkan kontrolsüz, güvenlik önlemleri yetersiz. Şiddet olayları münferit sanılırken sistematik bir hal alıyor.
Toplumsal iklim: Siyasetin gündemiyle boğuşurken eğitimdeki çığlıklara yeterince kulak verilememesi… Yetkililer “şöyle yapacağız, böyle yapacağız” derken fırtına büyüyor.
Gençlikteki ruhsal ve ahlaki çöküntü riski: Envai çeşit tuzak — madde, şiddet kültürü, kimlik arayışında yanlış yönlendirmeler…
Bunlar bahane değil, gerçekçi bir teşhis. Gençlik hazine ise, bu hazinenin bazı parçaları çalınıyor, bazıları kendi kendini yaralıyor.
Çözüm İçin Ne Yapmalıyız?
Fırtınayı önceden sezmek, sonra “keşke” demekten daha akıllıca. Dozu abartmadan, ama net bir şekilde söylemek lazım:
Aileye dönmek şart: Ebeveynler, çocuklarıyla vakit geçirmeli, değerleri yaşamla öğretmeli. “Fıtrat değişmez” diyen kanı, sevgiyle, disiplinle, örnek olmakla beslemeli. Velilere caydırıcı sorumluluklar getirilmeli; araştırmalar da toplumun bunu istediğini gösteriyor.
Okullarda güvenlik ve eğitim reformu: Her okulda etkili güvenlik görevlisi, metal dedektör gibi önlemler (orantılı ve pedagojik olmalı), disiplin yönetmeliğinin güçlendirilmesi. Şiddet olaylarında sıfır tolerans, hızlı ve adil yaptırım. Öğretmenlerin itibarı korunmalı; onlar “Asım’ın nesli”ni yetiştirecek mimarlar.
Devlet ve toplum el ele: Milli Eğitim, İçişleri, Aile ve Sosyal Hizmetler bakanlıkları koordineli çalışmalı. Okul programlarında karakter eğitimi, manevi değerler, medya okuryazarlığı güçlendirilmeli. Şer odaklarının (uyuşturucu, çete, dijital zehir) gençleri hedef almasına karşı topyekûn mücadele.
Kültürel ve manevi kalkan: Mehmet Akif’in sesini yeniden duymak lazım. Okullarda İstiklal Marşı’nı ezberden öte, ruhuna inerek okumak; Âsım’ın hikâyesini, Namık Kemal’in dizelerini nesille buluşturmak. İmanlı, irfanlı, vatanperver bir gençlik ancak böyle yetişir.
Evet, siyasiler siyaset üretmekle meşgulken bu çığlıklara yeterince zaman ayrılamadı. Sendikaların uyarıları, öğretmenlerin feryadı erken duyulmalıydı. Ama şimdi suçlama zamanı değil, tamir zamanı. Artık “önlem alacağız” demek yetmez; somut, kalıcı adımlar atılmalı. Okullar en güvenli yerler olmalı.
Son Söz;
gençlik bizim geleceğimiz. Onları Asım’ın nesli gibi namusunu çiğnetmeyen, değerleri için dimdik duran bireyler olarak yetiştirmek elimizde. Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki acı olaylar, bir uyarı zili. Bu zili duymazsak, fırtına büyüyecek. Ama duyarsak, akıl süzgecinden geçirerek, edep platformunda buluşarak, sevgiyle disiplini harmanlayarak o hazineden aydınlık yarınlar doğurabiliriz.
“Kan yine o kandır” diyor şair. O kanı kirletmeyelim. Her anne-baba, her öğretmen, her yetkili bu sorumluluğu omuzlasın. Çünkü Asım’ın nesli, sadece şiirde değil, gerçek hayatta da var olabilir — yeter ki biz var edelim.
Başımız sağ olsun. Yaralılara acil şifalar diliyorum. Bu yazı, sadece bir yazı değil; ortak bir vicdan çağrısı olsun.



