İnançla Aldatanlar
”Tarikat” denildiğinde pek çok kişi, bu kavramı doğrudan ilahi bir manayla özdeşleştirip ona kutsiyet atfeder ve büyük bir edeple yaklaşır. Oysa tarikat, kelime anlamı itibarıyla Arapçada sadece “yol” demektir.
Şayet hedef ilahi rızaya ulaşmaksa ve bu yönde samimi bir çaba söz konusuysa, yapılan ameller manevi bir değer kazanabilir. Ancak bunun dışında, hangi dilde kullanılırsa kullanılsın, bu kelime kendi başına alelade bir sözcükten ibarettir.
Emperyalist güçlerin en çok istismar ettiği mecraların başında; adına ister cemaat ister tarikat densin, bu tür yapılar geldiği reddedilemez bir gerçektir. Bu bağlamda, Irak’ta kurulan ve CIA ile Mossad gibi istihbarat örgütleriyle dirsek temasında gizli faaliyetler yürüten “Kesnizani” tarikatı ibretlik bir örnektir. Güvenilir kaynaklar; Amerika’nın Irak’a adeta elini kolunu sallayarak girmesinde, Saddam rejiminin çöküşünde ve nihayetinde Saddam’ın idam edilmesinde bu tarikatın içeriden yürüttüğü faaliyetlerin kilit rol oynadığını rivayet etmektedir.
Vizyonun Arkasındaki Gerçek
Bazı yapılar dışarıdan bakıldığında dini bir cemaat, bir tasavvuf ocağı yahut manevi bir topluluk vizyonu sergiler. İnsanlara huzur, kardeşlik, irfan ve ahlak vaat ederler. Fakat zaman geçtikçe görülür ki; bu yapıların bir kısmı milletin imanını güçlendirmek yerine, devletin direncini kıran, toplumun reflekslerini felç eden ve dış güçlerin operasyonlarına zemin hazırlayan birer “aparat” haline gelmiştir.
Irak’ın yakın tarihi bu durumun en acı örnekleriyle doludur. Kesnizânîlik etrafında dönen tartışmalar, sadece bir “komplo teorisi” olarak geçiştirilemeyecek kadar ciddi bulgular barındırır. Çünkü emperyalizm, artık ülkelere yalnızca tankla ve tüfekle girmiyor; önce zihni işgal ediyor. Toplumu içeriden çürütüp insanları inanç üzerinden kategorize ederek, devlet ile millet arasına güvensizlik tohumları ekiyor. Maneviyatı hakikatten koparıp kör bir itaate dönüştürdüğünde ise bir milletin direnci, savaş henüz başlamadan kırılmış oluyor.
İçeriden Açılan Gedikler
Amerika’nın Irak’a müdahale sürecine bakıldığında, dünyanın sayılı ordularından biri olan Irak ordusunun bu kadar kısa sürede dağılması sadece askeri güç farkıyla açıklanamaz. Bu çöküşte; içeride yıllarca örülen ihanet ağları, psikolojik operasyonlar, satın alınan isimler ve toplumun hücrelerine sızdırılan etki mekanizmaları belirleyici olmuştur.
Buradan çıkarılması gereken en büyük ders şudur:
Bir ülkede “din”, “tasavvuf” veya “cemaat” adı altında faaliyet gösteren her yapı mutlaka şeffaf olmalı, hukuk denetimine açık tutulmalı ve devletin milli güvenliği açısından titizlikle takip edilmelidir. Hakiki dini yapılar; milletin ahlakını ve vatan sevgisini güçlendirip insanı ilme ve fazilete yöneltirken; karanlık odakların güdümüne girenler aklı devre dışı bırakıp insanları şahıslara kul eder.
Tarih göstermiştir ki: Bir devleti yıkmak isteyenler kaleyi dışarıdan kuşatmadan önce içeriden gedik açarlar.
Sonuç ve Şuur
Bugün bize düşen ne kör bir düşmanlık ne de körü körüne bir bağlılıktır. Asıl görevimiz; uyanık olmak, sorgulamak, devletin güvenlik mekanizmalarını diri tutmak ve din kisvesi altında yürütülen karanlık faaliyetlere karşı milli şuuru korumaktır.
Unutulmamalıdır ki; bayrak sadece sınır boylarında korunmaz. Bazen bir dergâhta, bazen bir kürsüde, bazen de “maneviyat” maskesi takmış yapıların karşısında korunur. Milletin imanını istismar edenler, aslında o milletin istikbalini hedef alanlardır.




