Üç Farklı Sistem Üzerinde Analiz
Ekmek, Mülk ve Vicdan: Üç Sistem, Üç İnsan Tasavvuru
Önce en basit yerinden başlayalım:
Sosyo-ekonomi nedir?
Sosyo-ekonomi;
ekonomik düzenin (üretim, mülkiyet, gelir paylaşımı) toplumu, insan ilişkilerini ve ahlâkı nasıl şekillendirdiğini inceleyen alandır.
Yani mesele sadece para değildir.
Mesele, paranın insanı nasıl değiştirdiğidir.
Bir toplumda mülk kimin elindeyse, güç ondadır.
Güç kimdeyse, düzeni o belirler.
Düzen nasıl kurulursa, insan da ona göre şekillenir.
Şimdi gelin üç büyük sistemi birlikte masaya yatıralım.
1. Kapitalizm: Özgürlük mü, Birikim mi?
Kapitalizm’in temel ilkesi şudur:
Özel mülkiyet kutsaldır.
Serbest piyasa esastır.
Devlet müdahalesi minimum olmalıdır.
Bu sistem bireyin girişim gücünü açığa çıkarır.
Rekabet üretimi artırır.
Zenginlik büyür.
Gerçekten de kapitalizm dünyayı teknik olarak zenginleştirmiştir.
Sanayi devrimi, teknoloji, küresel ticaret… Bunlar bu sistemin ürünüdür.
Fakat mesele şurada düğümlenir:
Zenginlik büyürken, eşitlik küçülür.
Kapitalizm fırsat eşitliği vaat eder;
ama sonuç eşitliği sunmaz.
Sermaye zamanla sermayeyi çeker.
Para parayı doğurur.
Ve bir noktadan sonra rekabet değil, tekel başlar.
Kapitalizm insanı “rekabet eden birey” olarak tanımlar.
Ahlâk ise çoğu zaman piyasanın insafına bırakılır.
2. Marksizm: Emeğin İsyanı
Marksizm, kapitalizmin doğurduğu eşitsizliğe karşı doğmuş bir başkaldırıdır.
Temel iddiası nettir:
Üretim araçları özel ellerde olduğu sürece sömürü kaçınılmazdır.
İşçi ürettiğinin tamamını alamaz.
Artı değer sermayedara gider.
Bu durum sınıf çatışmasını doğurur.
Marksizm’in çözümü:
Üretim araçlarının kolektif mülkiyeti
Sınıfsız toplum
Planlı ekonomi
Marksizm adaletsizliği teşhis ederken keskindir.
Emeğin hakkını savunurken güçlüdür.
Fakat burada başka bir problem başlar:
Devlet büyür.
Bürokrasi güçlenir.
Yeni bir elit doğar.
Tarih göstermiştir ki birçok Marksist deneyim, eşitliği sağlama iddiasıyla özgürlüğü daraltmıştır.
Marksizm insanı ekonomik bir varlık olarak merkeze alır.
Din, ahlâk ve metafizik çoğu zaman “üst yapı” olarak görülür.
Bu yüzden sistem güçlü bir adalet talebi üretse de, kalbe dokunan bir ahlâk inşa etmekte zorlanır.
3. İslam: Denge ve Sorumluluk Ekonomisi
İslam’ın sosyo-ekonomik yaklaşımı ise ne kapitalisttir ne de Marksisttir.
Temel cümlesi şudur:
“Mülk Allah’ındır; insan emanetçidir.”
İslam özel mülkiyeti kabul eder.
Ama sınırsız değil.
Faiz yasaktır.
Zekât farzdır.
Sadaka ve infak teşvik edilir.
Tekelleşme ve ihtikâr yasaktır.
Emek kutsaldır.
Burada sınıf savaşı yoktur.
Sınıflar arası sorumluluk vardır.
İslam eşitlik değil, adalet ister.
Çünkü herkesin rızkı eşit olmayabilir;
ama kimse aç bırakılmamalıdır.
İslam’da zenginlik suç değildir.
Ama zenginlik imtihandır.
Burada asıl vurgu sistemden önce ahlâktadır.
Kapitalizm sistemi merkeze koyar.
Marksizm çatışmayı merkeze koyar.
İslam ahlâkı merkeze koyar.
Temel Fark Nerede?
Kapitalizm der ki:
“Bırakın piyasa düzenlesin.”
Marksizm der ki:
“Devlet düzenlesin.”
İslam der ki:
“Vicdan ve hukuk birlikte düzenlesin.”
Kapitalizm rekabet üretir.
Marksizm mücadele üretir.
İslam sorumluluk üretir.
Kapitalizm zenginliği artırır ama eşitsizlik riski büyüktür.
Marksizm eşitliği hedefler ama özgürlük riski büyüktür.
İslam denge kurmak ister; ama uygulayıcı insanın ahlâkı belirleyici olur.
Asıl Soru
Belki de bütün mesele şu iki soruda saklıdır:
İnsan değişmeden sistem değişir mi?
Sistem değişmeden insan değişir mi?
Kapitalizm güçlü insanı daha güçlü yapabilir.
Marksizm güçlü devleti daha güçlü yapabilir.
İslam ise güçlü vicdanı güçlü kılmak ister.
Ama vicdan yoksa,
en iyi sistem bile zulme dönüşebilir.
Sonuç
Sosyo-ekonomi sadece para meselesi değildir.
İnsan tasavvu


