İSLAMIN KALBİ CAMİ

İSLAMIN KALBİ CAMİ

Hamd, bizleri yoktan var eden, bizi mahlukata üstün kılan, iman ile şereflendiren ve imanı bize sevdiren Alla’a hamd olsun. Salat ve selam Aleme rahmet olarak gönderilen, Alemi varlığı ile şereflendiren, nübüvvetin son mührü olan h.z Muhammed’e ve onun aziz davasına bir nebzede olsa nefes veren, tüm yürekli Müslümanların üzerine olsun. Peygamber efendimiz mekkede kavminin arasında yaşarken kırk yaşına kadar rahat denilebilecek bir yaşam sürüyordu.40 yaşına kadar O mekkede muhammedül emin olarak biliniyordu. Herkes Emin derdi ona. Onun güzel ahlakı, güvenilirliği ve yalan söylemeyişi bu lakabı kazandırtmıştı ona. Ama ne bir zaman geldi Allah ona risalet vazifesini verdi. O vazifeyi devir alır almaz kavmi ona düşmanlık besledi. O güne kadar ona Muhammedül emin diyenler, onun getirdiği mesajdan dolayı ona ylancı Muhammed demeye başladılar. İnsanoğlu böyledir işte. İşine gelmeyen bir şeyle karşılaştığı zaman elini vicdanına koymaz, pervasızca vurup saldırır. O insanların vizdanları körelmişti. En yakın akrabaları, hatta amcaları bile artık onun sözlerine güvenmiyorlardı. İtimad adına bir şey kalmamıştı. Ne acayiptir ki, bu insanlar Muhammed a.s sözlerine güvenmemelerine rağmen, ona mallarını emanet edebiliyorlardı. Hem sözüne güven duymayacaksın, hem de malını emanet edeceksin hangi mantığa sığar bu. Aslında onlar Muhammed a.s sözlerinin doğru olduğunu biliyorlardı ama o söylenilen sözler onların işine gelmiyordu. Böyle ortamda yaşamak zor geliyordu Allah Rasulune. İman eden insanların sayısı artmış, müminlere işkence yapılmaya başlanmış, Mekke imana yataklık edemez duruma gelmiş. Bundan dolayıda efendimiz imana bir yatak aramış. Önce taife gitmiş ama orada taşlanmış. Sonra aklına yesrib gelmiş. Yesrib babasının kabrinin ve dayılarının bulunduğu bir şehirmiş. Daha sonra efendimiz hicret etmek için sahabesine izin vermiş, ve izni alan sahabiler imkanları ölçüsünde yesribe doğru hicret etmeye başlamışla. Efendimiz de sadık dostu Ebubekir ile beraber yesribe hicret etmiş. Efendimizin oraya gelişiyle orasının adı deişmiş ve Medine olmuş yani medeniyetin doğduğu şehir olmuş. Peki bu medeniyet nasıl oluştu. Hangi temeller atıldı ki yesrib Medine oldu. Efendimiz oraya hicret edip vardığı zaman ilk işi mescid yapmak oldu. Müslümanlardan mescid için uygun bir yer olup olmadığını sordu. Birkaç yer gösterildi ama gösterilen yerleri efendimiz beğenmedi. En son efendimiz çok uygun bir yer buldu ve bu yerin kime ait olduğunu sordu. O yerin iki yetim çocuğa ait olduğu söylendi. O çocuklar geldiler oraya ve o yeri mescide hibe edeceklerini söylediler. Efendimiz hibeyi kabul etmedi. Ancak para karşılığında alırız burayı dedi. Sonunda o yetim çocukları o yerin ücreti ödendi ve orada ilk temeller atıldı. Mescid yesribi Medine yapan ilk ve en büyük basamaktı. Efendimiz ilk önce mescidi, sonra menzili, sonra mektebi, sonra bunların harcı olan kardeşliği, sonra çarşıyı ve en son dünyanın ilk yazılı anayasasını yaptı. Yaptığı bu şeyler yesribi medeniyetin şehri yapmıştı. Mescid camiydi. Menzil ev, mekteb ise okuldu. Demek istediğim şey şudur. Bir İslam devletinin olmazsa olmazlarından en önemlisi camidir. Biz Müslümanların en büyük medeniyeti cami medeniyetidir. Cami hem ibadet yeri, hem ilim öğrenme yeri ve hemde Müslümanların sorunlarına çözüm bulmak için toplandıkları kutsal bir yerdir. Camiler Allahın evleridirler. Medine de Müslümanların kalbi camide atardı. Cami denilince en önemli işlerden vazgeçilir ibadet için camiye koşulurdu. Caminin cemaati hiçbir zaman eksilmezdi. Onlar caminin kıymetini bilen bir nesildi. Onlarda camiye olan aşk ve şevk üst düzeyde olduğu için, onlarda gerçek manada bir İslam şeriatı hakimdi. Merhum Mehmet Akife soruyorlar; üstad dünyaya bir daha şeriat düzeni, yani Allahın insanlar için belirlemiş olduğu dinin düzen ne zaman hakim olur acaba diye. Üstad da demiş ki; Cuma namazı için camiye koşan cemaat ne zaman sabah namazı için de camiye koşarsa o zaman hakim olur demiş. Bizimle sahabeler arasında çok fark var. Bu farklardan biriside biz camilere önem veremiyoruz, sahabiler ise cami için canlarını verebiliyorlar. Onlarda iman en üst düzeyde, bizde ise iman en alt düzeyde. Halimiz bu olduğu için belimiz doğrulmuyor. Fetih suresinde geçen ‘’yaratan yarattığını hiç bilmez

mi’’ ayeti celilesi şeri düzene dikkat çekiyor. Allah sizi sizden daha iyi biliyor. Çünkü sizler mahlukat yani yaratılmışsınız ama Allah halık yani yaratandır. Yeni dirilmemiz için camileri doldurmamız ve kalplerimizi camilerimize bağlamamız lazım. Değerli hocam Mustafa islamoğlu da bu derdimizi hissetmiş ki içinden gelen bir feryatla şunu diyor; imamlar dirilmeden camiler dirilmez, camiler dirilmeden hutbeler dirilmez ve hutbeler dirilmeden de ümmet dirilmez diyor. Ne kadar da doğru bir söz öncelikle değerli imamlarımızın gaflet uykusundan uyanmaları lazım. İmam camisine ve cemaatine değer verip onların derleri ile dertlendiği zaman, biiznillah camiler dirileceklerdir. Camilerde dirilen ümmet sağlam bir bilinçle dirilecek bazılarının yaptığı gibi İslam adına 21. Y.Y’da kelle kesmeyecektirler. Camilerimiz bir an önce dirilmelidirler. Diyanet işleri başkanlığımız camilerin üstünde daha iyi durmalı, camileri kimseye muhtaç etmemelidirler. Nasıl ki okullarımıza, hastanelerimize v.s ödenek çıkartılyorsa camilerimiz için de ödenek çıkartılmalı ve camiler sadece ibadet edilen yer olmaktan kurtulmalıdırlar. Cami madem Müslümanların kalbidir, o halde Müslümanların kalplerinde yatan her şey camiye taşınmalıdır. Atalarımız Osmanlı Allah onlardan ebeden razı olsun, onlar bu işi başarmışlar. Bizler şu anda atalarımızdan birkaç adım gerideyiz. Bilgi ve bilim olarak onlardan öndeyiz ama İslam medeniyetini yaşama ve yaşatma yönünden onlardan gerideyiz. Allaha hamd olsun ki, devler erkanımız bu farkı görmüşler ve bu farkı kapatma adına bu sorunun çözümüne yönelmişler. Ama yine de yetersiz kalmışlar. Camiyi yeniden Müslümanlarının kalbinin atıldığı yer yapmak için devletimiz elinden geleni yapıyor. Ama hala çözülemeyen basit ama hoş olmayan sorunlar var. Cami medeniyetini ülkeme kazandırma adına bir iki sorunu samimi bir niyetle söyleyeceğim. Belki birileri feryadımı duyarda himmet edip buna el atarlar. Birincisi camilerimizin elektrik gideri okullara olduğu gibi devlet eliyle ödenmelidir. Nasıl ki okulumun elektriğini devletim ödüyorsa camimin de elektriğini devletim ödemelidir. İkincisi imamlarımız dilenci konumundan kurtarılmalı okullarda olduğu gibi camilere de devletim tarafımdan bir ödenek çıkartılmalıdır. Bu sayede hem camiye gelen cemaat huzursuz olmayacak çünkü aziz milletim çok yücedir. Bir şey istenildiğinde verilmelidir. Verilemediği zaman milletim incinir. Milletimin incinmemesi adına bu adım bir an önce atılmalıdır. İnşallah devletimde yetkili olan büyüklerim bu söylediklerimi duyarlar ve Allah rızası için ellerinden geleni yaparlar. Rabbim bizlere cami şuuru nasip etsin. Rabbim bizleri cami medeniyetine bir an önce kavuştursun. Amin…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.